Norveç'te Tek Başına (1)
 |
| Trondheim'in simgesi olmuş nehir kenarı evleri |
Arabamızla gerçekleştirdiğimiz boydan boya Amerika ve Kanada gezileriyle ilgili izlenimler kitap olmayı beklerken, sayfama Norveç ile ilgili gözlemler düştü. Belki de bu bloğun adını değiştirip, "dünya günlüğü" falan yapmak gerekiyor.
 |
| Her yere uzanan bisiklet yolları medeniyetin göstergesi |
 |
| Her adımda karşınıza çıkabilecek heykel ve sanatsal şekiller |
Norveç bilim ve teknik üniversitesinde, Networds adlı kurum ve Norveç Lisansüstü dilbilim ve Felsefe Araştırmaları okulunun sponsorluğunda, dünyanın farklı üniversitelerinde akademik çalışma yapan doktora tez dönemi ve doktora sonrası öğrencileri için gerçekleştirilen, buradaki karşılığı yaz okulu olsa da; işleyiş bakımından "çalıştay" diyebileceğimiz bir etkinliğe katılmak üzere Trondheim şehrindeyim. Bir Avrupa Birliği Projesi olduğunu düşündüğüm, öğrencilerin hiç bir katılımı olmaksızın ağırlandığı bu etkinlik, otel ve çevresine oldukça hareketlilik sağlamış. Şehrin içinde dolaştığımda, sokakların bomboş olması hemen dikkatimi çekiyor. Akdeniz ülkelerindeki "siesta" zamanı görebileceğiniz ıssızlık; akşam üzeri olması, güneşin oldukça geç batması, havanın harika serin olması nedeniyle merak uyandırıyor. Evlerin ve sokakların terkedilmiş gibi bir görüntüsü var. Nehir boyunca sıralanan bar ve kafelerdeki kalabalık ise muhtemelen turistlerden oluşuyor ve şehir halkını arama isteği uyandırıyor. Nehrin denizle buluşması, nehir kenarındaki ahşap evler, marinadaki nefis botlar, serin serin esen rüzgar varken insanlar neden evlerine kapanıyor? Ayrılmama kadar olan süreçte bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağım.
Trondheim şehri ülkenin kuzey doğusunda yer alan büyük şehirlerden birisi. Büyük dediysem aklınıza orta halli bir şehir gelebilir. Oslo'dan buraya kadar olan tren yolculuğumda köy zannettiğim kasabaların şehir olarak işlem gördüğünü göze alırsak; buraya büyükşehir diyebiliriz.
 |
| Köprüler, sokaklar, dört bir yan çiçeklerle bezenmiş |
Araplar, Somalililer, Afgan ya da Pakistanlılar hemen göze çarpıyor. Restorantların çoğu Afganistan ya da Pakistanlılar tarafından işletiliyor. Dolayısıyla "halal" bulmak çok zor değil. Ancak bu lokantaların, sene içinde sık sık hijyenik sebeplerden kapatılma ihtimali olduğunu düşünüyorum. Buraya gelirken uyarıldığım"dünyanın en pahalı ülkelerinden" Norveç, bu sıfatı hak ediyor. İlginç bir şekilde bir gömlek ile bir mikdar kebab aynı fiyata geliyor. Plastik üç bölmeli tabldotta gelen servis tabağında bir mikdar saç kavurma, kırmızı bibere bulanmış kızarmış patates ve salata, Orman Parktaki iftarları düşünüp, tabağa bakmadan, yemeğe odaklanmadan yediğim bir akşam yemeği olarak geliyor. Temiz ve güzel olduğunu düşündüğüm restoranlar ise yanından geçerken dahi kesif bir içki kokusu yayıyor. Hallice bir restoran olarak götürüldüğümüz bu Afgan lokantasında servisin neden bu kadar basit ve özensiz yapıldığını merak ediyorum. Çevreyi incelediğimde yediğimiz yemeğe kişi başı "50 tl" ödendiğini farkedip şaşırıyorum. Türkiyede bu fiyata en nezih sofralarda yemekler sunuluyor. Bu bakımdan kendi imkanlarıyla Norveç'e geleceklere sağlam bir bütçe yapmalarını öneriyorum.
 |
| Nehir kıyısında kafeler |
 |
| Bisiklete binmek hiç sorun değil, her yerde bulunabilir |
Norveçliler sarı ırktan. Kadın-erkek-çocuk sapsarı saçlı ve masmavi gözlüler. Özellikle çocuklar altın sarısı saçlarıyla güneşte parlıyorlar. Sarışın bir görüntüye hemen alışıyorum. Norveçlilerin indianları yani vikinglerin torunlarıyla yolculuk yaptım ama onları daha çok meksikalılara benzettim. Ülkenin kuzeyinde özerk bir şekilde yaşayan yerliler hakkında çok bilgim yok ama sarışın olmadıklarını söyleyebilirim. Vancouver tarafında gördüğümüz yerlilere daha çok benziyorlar.
İlginç bir şekilde yoğun bir sigara tüketimi var bu ülkede. Kadın-erkek herkesin elinde sigara var. İtalyanlar gibi durmaksızın tüketiyorlar. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri için dikkat çekici bir durum. Özellikle Türkiyedeki sigara+arabesk modu düşünüldüğünde tanımlara pek girmiyorlar.
İlk gün itibarıyla Trondheime dair yazılması gereken önemli bir husus "beyaz geceleri" olmalı sanırım. Şu anda saat gece 10 ve öğle gibi pırıl pırıl bir güneş var. Otelin resepsiyonunda bu konuda bilgi verildi ve gecenin geç olduğu bir zaman diliminde bulunduğumuz hatırlatıldı. Bu kadar canlı bir aydınlıkta beynimi gece olduğuna inandırmak zor olacak sanırım. Fiziksel perdeleri kapatmayı başarabilsem bile merak perdelerimin hep açık kalacağını, sık sık açılıp kontrol edileceğini ve yarın sabah 8 de başlayıp akşam 9 da bitecek bir çalışma temposunun bile buna engel olamayacağını biliyorum...
 |
| Şehrin merkezi nehrin kolları arasında bir ada.... |
 |
| Adacık köprülerle bağlanmış.... |
 |
| Köprüleri takip ederseniz başladığınız yere geliyorsunuz... |
 |
| Mimar arkadaşların bu ülkeyi görmesini tavsiye ederim. Çok orjinal yapılar var! |
 |
| Nehir kıyısında az da olsa hareket var! |
 |
| Yeşillikler...... |
 |
| Evlerin kendine has bir görüntüsü var... |
 |
| Bomboş, terkedilmiş hissi veren sokaklar |
 |
| Evlerin arka bahçeleri ve garajları var |
 |
| Norveçli gördüm! Norveçli gördüm! |
 |
| Galatasaray adasına benzettim :) |
 |
| Bu görüntü gerçekten çok hoş ve simge olmayı hak ediyor |
 |
| Simge evlerin diğer tarafı |
 |
| Ey Norveçliler! Neredesiniz? |
 |
| Çıkmaz sokakları, sokağın sonunda bir araya gelmiş muhabbet eden Norveçli görülebileceği izlenimi verse de sonuç hüsran! |
 |
| Ekilebilecek her yere çiçek ekmişler! Bu konuda Kanada'yı bile geçmişler! |
 |
| Şehrin en merkezindeki bu devasa heykel pek çok yerden görünüyor. Yukarıdaki arkadaşı tanımıyorum, araştırmak lazım... |
 |
| Otelimiz 1800 lü yıllardan kalma butik bir otel ve çok orjinal |
 |
| Tipik Norveçli bir ev! |
 |
| Trondheim Tren istasyonu, diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi şehrin merkezine açılıyor. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder